21 mart denilince çoğumuzun aklına olumsuzluklar gelir. Oysa 21 mart, güzellikleri de içerir. Önce baharın müjdecisidir. Artık kışın o soğuk ve yoksun günleri geridedir. Özellikle kırsal bölgelerde içi ısınır insanın. Doğa canlanır. Hızlı bir değişim başlar.
Baharı karşılama geleneğinin çok çok eskilerden geldiğini okumuştum bir yerlerde. Baharı nasıl karşılamasın ki insan. İçi içine sığmaz, kanı kaynar. “Ben her bahar aşık olurum” Sezen Aksu’nun şarkısı değil yalnızca. Bir gençlik gerçekliği. Bir duygu yüklenimliği. Belki de o nedenledir, 21 martın dünya şiir günü olması.
Yaşamının en azından bir bölümünde şiire yer ayırmamış insan var mıdır? Sanmıyorum. Oysa yaşamın yalnızca bir bölümünü ayırmak yetmez. Şiirle yaşamak gerek dünyayı. Güzellikleri tatmak ve yaşadım demek için. Onun için değil midir, güzel anlarımızı anlatırken “şiir gibiydi” dememiz.
Bu 21 martta ayrıyım şiir dostlarımdan. Yabancısı olduğum bu kentte şiir günü kutlanır mı, kutlanırsa nerede, kimlerce düzenlenir etkinlikler, bilmiyorum. Bu bana ayrı bir burukluk yaşatıyor. Dünya kültür kenti unvanını almaya hazırlanan İstanbul’da, “Dünya Şiir Günü” nerede? Her gün saatlerce borsa, döviz yayınları yapanlar, şiir gününü kavrayabilirler mi? Şiirin tatlı, acı, hüzünlü, özleyen güzelliklerini görebilirler mi?
Şiir olmasa nasıl çıkardık düşlerin yolculuğuna. Nasıl kalıcı kılardık umutlarımızı. Ya nasıl anlatırdık sevdalarımızı?
İşte, dostum Ahmet Günbaş’ın;
İki çakıl taşı verip barıştıralım
ucu yanık suları
İki çakıl taşı da karşıdan
mağrur adımlarla çıksın yola
Alt tarafı iki çakıl taşı
suyun yasını tutan
Boş durmayın bu ara
Karıştırın rasgele ığrıpları balıkları
karıştırıp dolaştırın birbirine
Öyle bir dolaştırın ki
zorda kalsın İskender'in kılıcı
dizelerinin taşıdığı barışçıllık başka nasıl anlatabilir, kör göz ve sağır kulaklara.
Şiir asidir. Başkaldırıcıdır. “Ferman Padişahın, dağlar bizimdir.” der. Boyun eğmez egemenlere, beylere. Onun içindir ki, başı dertten kurtulmamıştır ozanların.
Şiirimizin en büyük ustası Nazım’ın gömütünü ülkesine getirememiş olmanın burukluğu nasıl yaşamayalım.
Memleketimi seviyorum :
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.
Dizelerindeki özlem, başka nasıl anlatılabilir.
Yoldaşlar, ölürsem o günden önce yani,
- öyle gibi de görünüyor -
Anadolu'da bir köy mezarlığına gömün beni
ve de uyarına gelirse, tepemde bir de çınar olursa
taş maş da istemez hani...
Vasiyeti ortada duruyor Nazım’ın. Bu ayıp bize yeter.
Dünya şiir gününüzde bir şiir kitabı edinin, en azından bir şiir okuyun.