ayhan altay

ANASAYFA

ÖZGEÇMİŞ

KÖŞE YAZILARIM

ARASIRA YAZDIKLARIM

YAZILARIM

ŞİİRLERİM

FOTO

GÖRSELLER

BANA YAZILANLAR

 
PASTIRMA YAZI

Canım ciddi konular yazmak istemiyor bugün. İçimde yirmili yaşlarımdan kalan bir duygusallık… Dışarıda pastırma yazı güneşinin insanın içine işleyen sıcaklığını yitirmemiş Ege akşamı var. Susuzluktan çoktan kurumuş bitkilerin sarılığını giderecek yağmurlar yine yok ama yine de Egenin mandalina kokan havasının başka bir güzelliği duruyor. Sizler, İstanbul'da belki de bıktıran yağmurları yaşarken Ege, üç yıldır yağmayan yağmurların tuzlandırdığı kuyu sularında arıyor yaşamını.
Mandalinalar tam sararmadı daha. Tatlanmadı da. Ama narlar allık sürmüş köy gelinleri gibi dallarda. Sarı ayvalara nispet yapıyor.
Esmekte olan hafif rüzgâr denizin iyot kokusuna bahçemdeki melisanın kokusunu karıştırarak getiriyor bana.
Uzaklarda Samos'un ışıkları çapkın çapkın göz kırpıyor.
Karanlığın içinden uzaklardaki bir hüzzam bir şarkının nağmeleri gelmekte. "Beklerim her gün bu sahillerde, mahzun; böyle ben./Gün batar, kuşlar döner; dönmez bu yollarda beklenen."
İşte insana böyle deli deli yazdırtan bir ortam burada.
Beni, delikanlı düşlerime hapsetmeye çalışıyor.
Bu akşam, bir şiir akşamı olmalı. Bir köy türküsünün tınılarını duymalıyım.   Sabahattin Ali'nin "Ses" öyküsünü okumalıyım yeniden. Issız bir dağ başındaki yol işçisinin sazını eşlik eden ağıtını düşlemeliyim. Sonra ölüsü Bulgaristan sınırına yakın bir yere atılıveren Sabahattin Ali'yi anmalıyım. "Başın öne eğilmesin, aldırma gönül aldırma" diyen ustayı…
Ne yapsam, ne yazsam gelir dolanır bana bu güzel ülkemin bağrı yanık insanları. Gider; Sabahattin Ali'den çağrışım yapar Sinop mahpushanesi. Oysa İstanbul'da birkaç gün kaldıktan sonra bir haftalığına Sinop'a geçeceğim. Şimdi müze ve dizi film seti olan kalın duvarların içine girip, anacağım orada özgürlük savaşımı tutsaklarını.
Ne çok acılar yaşadık. Ne yazık ki; günümüzde acıları yaşamaya devam ediyoruz. Gene ne yazık ki; önümüzde güzel günler yakın değil gibi.
Offff. İstemiyorum. Bugün istemiyorum olumsuzluk yazmayı. Kavak yellerimi estirmek istiyorum. "Kavak yelleri" yazınca "Aklımı yele verdim" şiirim geldi aklıma. Oradan bir bölüm size:
Kavak yellerimi estireceğim yeniden
sevdalanmak için sevdalandığımız
on dokuz öncesi yaşlarımdan getireceğim umutlarımı


* * *

İki gün sonra İstanbul'dayım. Seferihisar'ın dingin yaşamından sonra ilk günler çok korkunç gelecekse de; ardından hazan'ın başka yerlerde bulamayacağınız renk cümbüşünü büründüğünü bildiğim Sinop okşayacak beni.
Şimdi son güneşli günlerin ve şiirsel akşamların keyfini çıkarmalıyım.