ayhan altay

 

ANASAYFA

ÖZGEÇMİŞ

KÖŞE YAZILARIM

YAZILARIM

FOTO

ŞİİRLERİM

GÖRSELLER

BANA YAZILANLAR

 

 

ŞİİRİ SESLİ DİNLEMEK İÇİN:
ŞİİR BAŞLIĞININ ALTINDAKİ YEŞİL OKA TIKLAYINIZ


İSTANBUL

Ahırkapı önlerine demirlemiş yüreğim
Boşaltan yok yükünü
Yükü ağır
Yükü kor
Bakırköy’den Kadıköy’e uzanıvermiş ellerim
Boğazdan geçiş
Oy anam oyyy
nice zor

Ne masallar yaşamıştık, sözü bile edilmez
Sevinçlerimizde hüzün
Karanlıklarında gözlerimiz vardı
Beyazıt’ta bir duvarda kanımız
Damarımızda dolaşan düşlerimizle
tutkulanmıştık
Minarelerinden uzun gölgelerimizle
Sabahlara aydınlık dokurduk

Yitmedik
Savrulduk
Kavganın orta yeri andımız
Yazılmış sana

Türbanlı bir aşüftedir İstanbul

 

UMUT
Kara siyah
Bir gecenin
Sabahıysa
Umut

Merhaba

 

SONUN BAŞI

uzak dünlerimdeki can dostlarım
esrik akşamüstlerinde kaldı mı anılarınız
bulutumsu düşleriniz var mı yorgun belleğinizde
solgun bir fotoğraftaki imgenizle
yarını dünden yakın yaşamınızda
duyumsar mısınız bir paylaşımı
sancır mı düşleriniz bencileyin
sonun başına bile gelememişlerimize
yoksa yumup yorgun gözlerinizi
dalar da gider misiniz ufuksuz derinliklere

İstanbul 23 Kasım 2007

 

 

DEĞİNİLER

ramazan
kanlı bıçaklı oruçlara inat
karanlıkta yürüyen bir gemici feneridir
çocukluğumda kalan sahurlar

keşke bilmesem bildiklerimi

ege
bir kalem barış yazar
bir uçak yırtar atlası
bir deniz üşür

ya kim sevsin dostlukları

politik
düşlersem
düşlerimdesindir
yalansız dolansız dünya

öylesine özledim ki Deniz’i

anneme
bırakıp gittin ya beni
toprağın koynuna
gayrı güvenemem kimseye

ocağın tütmüyor bak

Babama

Otuz sekizde
eğitmen kursunda öğretmediler
ışınımı
sekseninde
Ciğerlerine dolunca öğrendin
Diktiğin ağaçların meyvelerinden

ağaçlar masumdu baba

ütopya
gecenin koynunda besledim
ak düşlerimi
şafaklar atsın diye

kızılcık şerbeti dudaklarım


KALDIRIM TAŞLARI

yoksul mahallelerinde kentin
barikat
alev
gaz bombası
boyalı su
polis kurşunu
dal fidan gençler 
ve kaldırım taşları

ah o kaldırım taşları
kanatlı
yüzü peçeli
anarşist
kızıl
başkaldıran
yosma kaldırım taşları

varsılların tanrısı unutmuş yoksulları

 

 

AKLIMI YELE VERDİM

öfkemi küpe bindirip
aklıma düşeni yapacağım yine
inadına seveceğim ellisinde
sıcacık umut düşlerini

kavak yellerimi estireceğim yeniden
sevdalanmak için sevdalandığımız
on dokuz öncesi yaşlarımdan getireceğim
umutlarımı
öküz altında buzağı arayacağım
öfkem için

“o taraflı olmamak”ı boş verip
inadına bu taraflı olacağım
ateş üstünde oturacağım yine
küllenmeyen yüreğimle
ayak takımı olduğum için
ayak direyeceğim
ve bam teline teline basacağım
ağaların beylerin

güzeldir çıban başı olmak
gönlü köpeklilere

 

 

DÜŞLERİMİZ
önce düşlerimizde
sonra düşlerimize sevdalandik
düslerdir söyletir ozanları
yeşertir umutlarımızı
ve yaşama bağlayıp bizleri
yeniyi doğurtan
düşlerdir
yaşama sevincimiz olur muydu
düşlerimiz olmasa

 

 

DÜŞLERDİR GÜZEL OLA
bırak bırak
bırak-ma beni umarsızlığıma
oysa düşlerdir güzel olan
ve sevdiren yaşamı
tüm bir dünyayı
yetmez
evreni isteyen düsler
ve paylaşmayı dostlarla
ve hatta düşmanla

tekili değil
çoğulu yaşadığında güncesi tarihin
orda olmaktır yaşamak
o zaman bir başka olur sevdalar
Bedrettin’ce yücelir insan
gönenir yeniden yaratıldiğında doğa
bir ulu çınar olur serinliği ellerinde

düşlerdir güzel olan

 

YOLLARDAKİLER
Umut yorgunu ülkenin inatçı insanlarıydılar
Yorgun ayakları altmış sekizlerden kalma
Bankalarına holdinglerine medyasına karşı soyguncuların
yaşamları ve onurları için yürürler

-yalova girişinde deprem yürekliler bekler
onuru ve umudu yıkmak için sinsice-

kızılay alanı tanır onları
iğrenirken nallar ve postallardan
kıpır kıpır yüreğiyle bekler

ankara kapısında barikat onlara
onlar yollara barikattırlar
onbeş onaltı hazirandır alışkanlıkları

demokratik ve özgür bir ülkede
insanca yasamak düşleri
bu yüzden
emekleri ve ekmekleri için
umudun kavgasına giderler

her yer kızılaydır artık


 İSYAN

Siyah gecede
Kara tenli kavgalar
Pimi çekilmiş sabahlara gebe

İsyan
Yine isyan
Yine isyan
Başkaca bir yolu yoktur
Umuda açsan

 

 

CENOVA 2001
italya’nın cenova olimposunda
kapalı kapılar ardında toplandı
zeus bush ve yedi tanrısı dünyanın
üleşmekteler
emeklerini çalısanların
tanrıları daha güçlü kılmak için

italya’nin cenova kentinde
sokakları dolduran insanlar
prometheus’tur
birlikte şarkı söyler gibi
çalmaktalar ateşi

tanrıların isteği ile dirilmiş
“kanla kızıllaşmış kartal”
giymiş jandarma kisvesini
günle birlikte saldırmakta
parçalanan ciğerine prometheus’un

oysa ateş çalındı bir kez
porometheuslar ölmez

 

 

İZMİR DUYGUSALLIĞI

imbat kokan gemiler taşıyordu özlemleri
salacak önlerinden geçerken gördüm

zemheri dudaklarında yakalandım
ilkyaz akşamlarımdan grevlere
oysa sencileyin sevmişim devrimi

bir mayıs balkırken gözlerinde
nasıl ölürüm

 

 

BİN YILLIK ARAYIŞ
Taş baltayı bulan insan,
İndirdi kafasina kardeşinin;
Egemenlik için.Ve,
Sonraki bin yıllarda,
Barışı
konuştu,
düşledi,
özledi..

 

 

ÖLÜ ÇOCUKLARIN ÇIĞLIKLARI
Önce küçülen ekmekler,
Yok olurken tümüyle;
Çoğalır gürültüleri bombaların,
Yoksul kulaklarında.

Uzaklardan
Çok uzaklardan gelen uçaklar,
Yırtar gökyüzünü, yeryüzü kanar.
Tarakaları makineli tüfeklerin,
Sağır yüreklerden, kör akıllardan,
Duyumsanmayan çığlıklar atar.

Şimdi;
Bir yerlerde birileri,
Dizüstü tuşlarında elleri;
Kabaran sayılara bakmaktadır.
Ölü sayısı kadar kazanç,
Yaralı sayısı kadar mutluluk
Saymaktadır.

Sessizdir,
Gözyaşları ölü çocukların.

 

 

BULUTUN ÖFKESİ
Öfke sağdım buluttan
Umut yaşları bu yağan
Abanır üstüme kararan karabasan
Dağılır Karadeniz üstünde kara bulutlar
Günışığı yıldızıdır parlayan kızıl akşamda
Gel artık gönlümün kavşağındaki kavga
Öfke sağdım buluttan

Dranaz kuytusunda taş yosunları
Ağır ağır yontarken yaşamı
İki tavşan oynaşır yüreğinde korkusu
Upuzun uzamış köknarın gölgesinde
yinelenen bir ölümdür yeşeren
Taş erir, yosun çürür
Yaşam evrenselleşir

Yamurun ıslattığı denizde
Dönerken ince burnu
Balıkçı takaları
Amazon sarkılarıdır duyulan
Eşlikçi yunuslardan
Gel artık gönlümün kavşağındaki kavga
Öfke sağdım buluttan

 

 

AY DÜŞER

ay düşer
gecede yok olur gökyüzü

ay düşer
kaybolur dalgada deniz
çırpınır oltada balık

ay düşer
eser bir güz yeli
daldan bir yaprak kopar
ağaç üşür


ay düşer
büyürken gölgelerde korku
yarılır toprak
çimlenir tohum
sabaha umut taşır

ay düşer

 

 

KARGI ANILARIMDA

Beş buçuk saatte almıştık
Doksan kilometre yolu ilk gelişimizde
Kızılırmak mıydı bükülen, kaderimiz miydi?
Yoksa Anadolu muydu/ bir kaya dibine oturan

Bir çırpıda dokuz yıl
Ölümüne dostluklar, aşkına kavga dolu

“Kirli sac” kokulu çarşıda.
Akyel sokağından beklenirdi,
Çeltik tarlalarının sivrisinekleriyle gelen yazlar,
Yaşlı sakız ağacının karşısına,
Derneğin bahçesine dikmiştim
İlk konuk çınarlarını Kargı'nın
-Babam göndermişti Karadeniz'den-

Komşum Osman'ın oğulları; delifişek devrimci.
Bahçe duvarlarında yazılar,
Akşamları manda sürülerinin geçtiği sokaklarında
kavga vardı.
Yürekte coşku, belde tabanca taşınırdı.
Dernekte topal kekliği ocakçı Vedat'ın,
Bizden daha özgürdü.

Terzi Osman'ın dükkanı / bu başka Osman.
İpsiz Recep'in, Gamo'nun, Kaptanın,
Kıvrak Yaşar'ın, Hakkı'nın ve benimdi.
Birlikte yaşardık umutlarımızı.

Kavgamı yükledim yorgun yollara,
Dostları ve gençliğimi bıraktım,
Kara bir güz günü ayrıldığım Kargı'da.

 

 

DÜŞLEM

“gerçekçi ol, olanaksızı iste ” che

Zemheride kor gibi
Felluce'de yar gibi
Koşmak gibi
Uçmak gibi
Sabahlara ermek gibi
Dost bağından dermek gibi
Bir sevdaya düşmek gibi
Düşlerim

Ey benim tutsak kentim
Akyel şafağında beklenen
Deniz kokulu delikanlılara
Dargın mısın
Yoksa dalgın, umutsuz ve suskun
Tanrıça doğuran sularında serinleyen
Kızıl akşamların kavgalarına
Sevdalı mısın

'Sevgilim, canım benim'i kirletmedik
Martı kanadında taşıdık dostlukları
Devrim için, aşk için
Sevda için, düş için
Emek için, ekmek için, aş için
Doğan günde ışık için
Kor ateşlere at da yüreğini
Gül artık

Tanrıça doğuran sularda serinleyen
Kızıl akşamların kavgaları için
Kovaladım
Kova kova aşkları

Sirtaki
Horona durmuş        

 

 

İZMİR

 I
imbatına küskün izmir
mavi gözleri levanten
anılarda
yalıçapkınları

 II 
sokakların karanlığı
yağmur solumasıdır
kaldırımların

 III 
homeros’u öldürdüler
tanığım yirminci yüzyıldı
aşil’in topuğu
halkapınar gölü

 IV
susuz dedenin yavuklusu
bu şehir
kendine vurgun yosma
ahhh  tantalos
tantalos

V
ya sevda masalında
ya masal sevdasında
esrik kule saati
beni çalar

VI
karaburundan esen yel
deniz isyanı bedrettin’den
“iriş dede sultanım iriş”
der

VII
palmiye gölgesi güneş
körfez vapuru gözler
yas tutmaz bu kent
tutkundur

 

 İNAT
Tüm olumsuzlara karşın
Yine de sürüyorsa yaşam
Birlikte güzel anlar da yaşanmalı
Bazılarına ve zorluklara inat

 

 

 ANIMSAMA

Anısı bir bahar dalıdır,
Siyah beyaz fotoğraflarda kalmış.
Bir ömür gün devşirip güneşten.
Akıp giden bir suya kaptırmış yazları.

Kabullenmek güç, güz günlerini;
Şimdi artik bir özlem olan,
Dallarda kalmış baharları,
Hani ödünç vermiştik kavgaya.

Ne kavga bitti, ne geri geldi
Ödüçlerimiz.

 

YEL

denize tutkun dağlara
yosun kokusu taşıyan yel
es artık
alazlansın yüreğim
yeniden sevdalara

 

BIRAKAMAM

duvar diplerine saklanarak yürümedik mi
kılıcı kanlıların kurşunlarından
yaktığımız türküler nerde şimdi
nerde
yitirdiğimiz canlar
duvaksız gerdeklere soyunan
o ölümsüz yoldaşlar

izin vermem
alıp götürmesin hazanlar delikanlı düşlerimizi
tutkusunu yüreğinde saklayandır ölümsüz
devrim ateşiyle yanandır altmışında
geri dönülmez yolların che’sidir
bir Ankara sabahının Deniz’i
Kızıldere suyunun Mahir’idir
Ve
namludaki umudumuzdur
tetiği düştü düşecek

sen olmazsan
alıp götürür beni yalnızlık
dayandığım orman
su içtiğim ırmak kurur
benden geriye kalan
gömütümde tek başına
üşüyen bir umuttur

Seferihisar
13 Ekim 2007

 

 

KIŞA BİR ADIM KALA

esrimiş akşam üstlerinde bırakma beni
ebem kuşağına tutunarak gel
bildik türkülerde kalsın hazanlar
hastane önündeki incir ağacında
ağlarken buğulu bir dolunay
pusuda kalsın sevişmeler

gel
kimseler bilmesin
Mahmur bir güz sabahı
üşüdüğümüzü

 

DÜDÜKLER

bekçi düdükleri vardı çocukluğumda
kış gecelerinin karlarında yakamozlanırdı
severdim düdük seslerini,
düdüğüm olsun isterdim

büyüdüm
önce radyolardan yankılandılar
sonra ışıdılar yaraları kanatarak
televizyon ekranlarından
beş yıldızlı apoletli düdükler

şimdi yaşamımın sonbaharında
bilgisunar verilerinde
sanal düdükler


düdükler
düdükler
gömütüme gelmeyin emi

28 Nisan 2007

 

 

YANGI

od düşer
sevdalanır yürek
hışmını duyar mı törenin
tende üşürken perçem

güneşe bağla yazmanı
salınsın

II
yalpalamasının kusuruna bakılmaz
dün geceden kalma esrikliği
yolakların

III
kim demiş yollar sevdalanmaz diye
serilip yatarlar mıydı yoksa
düşlerime

IV
hamsi boyu lacivertleşir
karadenize düşer yel
soluklanır hopada
yakamoz

 

 

ADIMI ANMAYIN



Adımı anmayın rüzgarlar!
Estirmedi gönlümün yelini
Tutuklu kalan aklım.
Kavak yellerim bile yoktu,
Yaşayamadım.
Denizleri çok sevdim ama
Ardısıra koşamadım...

Adımı anmayın denizler!
Özgürlüğün mavisinde salınamadım.
Amaçsız yolculuklara izin vermedi,
İçimdeki sansür.
Beni beklemedi dalgaların,
İzboyu akşamlarda...

Adımı anmayın akşamlar!
Günbatımı yalnızliğı hep içimdeydi.
Sağamadım hüznünü.
Belirdiğinde ilk ışıklari Zühre’nin;
Şarkımı içime gizledim,
Düşlerimi de...

Adımı anmayın düşler!
Hep bekledim, hep umdum.
Umut yorgunu oldum.
Koşturamadım yılkı atlarını doludizgin
Düşlerim,
Güz yaprakları ormanların...

Adımı anmayın ormanlar!
Yaşamadım kardeşçesine özgür.
Uzatamadım dallarımı,
Sonsuzluğuna dostluğun.
Yapraklarım güz yelleri,
Dal uçlarım tomurcuk bahar...

 

ÖFKE
durma
savrul dallarında denizlerin
vur darbelerini
bir
bir
bir daha
karabasanına küreselin bir daha çarp
kale kapısından sığmaz
findik kabuğuna siğarmiş
at yılgınlıgı yüreğinden
düşlerin nerde şimdi
öfken nerde
kabart öfkeni
kabart
kabart ki kırılsın inceldiği yerden
kahrolasi yılgınlık
doğsun güneşten öte aydınlığı yüreklerin
umuttan öte güzelliği kim görmüş
ör umudu ilmek ilmek
dost bağinda gül olsun
gonca tutsun çiçek açsın
kara sevda harlansın
koy bir yana ılgıt ılgıt yeşeriversin yaşam
tarla olsun
tohum olsun
su olsun
başkaldırı sevdamıza yol olsun

 


ZAMANIDIR
Simdi,
Su anda,
Tam zamanı sövmenin,
Haykırmanın, kızmanın,
İnceldiği yerden kopsun demenin
Tam zamanı.

Göz göre göre çıkıyorsa,
İskenderun limanına ölüm.
Anasını bellediklerimin silahlarını
Göre göre taşıyorsa tırlar;
Şimdi ne kuram, ne uygulama;
Şimdi,
Ölümün çığlığı sağır etmeden kulakları,
Tüketmeden ninnilerini annelerin,
Bir gaz bulutunda boğulmadan sevda,
Sönmeden tümüyle dert kaynayan ocak,
Düşmüşse zeytin dalındaki güvercin,
Milyonlar haykırırken “savaşa hayır” diye,
Sözü tüketmişlerse eğer.
Zamanıdır.
Kim ne derse desin,
Zamanıdır,
Tam da zamanıdır
Baldan tatlı öfkenin
Ve
Ağız dolusu sövmenin.

 

 

DÜŞÜMÜN GERÇEĞİ
Önümde yakamozlu Homeros’un suları,
Yıldızlı gecelerde, yaldızlanır yüreğim.
Yakarken dalgaları balıkçı fenerleri,
Sıcak yaz gecesinin uzağında düşlerim

Şimdi ıslak gecede sislerini giymişse,
Ağıtsız ölümlere Anadolu toprağı.
Dere kızıllaşmasın, solmasın cevahirler.
İlk yaza erişmeden dökülmesin yaprağı
Yavaş yavaş kalkışır, celali yürekleri.
Mahir bir sudur kavga, her gün yeniden doğar
Bir barış sevdasıdır, açar yediverenler,
Çiğdem baharlarında, buluttan öfke sağar.
Uyanırken düşlerden, şafak kızıllaşıyor,
Kavganın kutsadığı Bedrettin toprağında.
Devrim; benliğimizde, bitimsiz bir sevdadır,
Hala harlı yüreğim, şimdi son durağımda.

 

 

KAVGA
Şarabi akşamlarda dostluklar,
Kelebek kanadı sevdalarla gelirdi.
Nice kavga,
Nice yiğit,
Seğirt yoldaşım seğirt..
Işığı vurdular Fatsa’da;
Hamsi ağa düşmeden,
Kimlerin tezgahında kalleş pusu,
Egemen yüreğinde
Yok insanlık duygusu.
“Mademki;
Israrlıdır doğmaya güneş,
Vurulmalı.
Daha baştan boğulmalı,
‘bir ağaç gibi tek ve hür,
bir orman gibi kardeşçesine’nin hesabı,
yaşanmadan sorulmalı”ydı.

Bükülen bir zamanda güzdönümü rüzgarı,
Dost umutları yıkamaktaydı.
Suyu,
Daha kesilmemişti çeltiklerin.
Bağlarda üzümler sarı,
Eğmişti elmalar dalları,
Ertelenmemişti şarkıları.
Bir sabah;
Aniden karardı bulutsuz gökyüzü,
Başakları olgunlaşmadan kurudu çeltikler,
Sam vurdu sarı üzümleri,
Kızaramadı elmalar,
Kara siyah bir kar gibi bastırdı zemheri ayazı,
Beş yıldızlıydı.

Olur sandılar.
Ölür sandılar.
Tüm yaptıkları zulüm,
Hesabı sorulmadan ,
Kalır sandılar.
Oysa direnenler,
Pek yamandılar.
Bir yıldız ışığında,
Aydınlandılar..

 


TUT Kİ
yaşıyorum dersen
direteceksin
yer olmayacak umarsızlığa
güzele yatacak düşlerin
seviyorum dersen
bulut olacaksın
yüreğinde taşıyacaksın beynini
nedensiz nedenlerin olacak
aklım var dersen
düşüneceksin
aldırmayacaksın çakır dikenlere
sevdalanacaksın yollara

tut ki insanım dersen
utanacaksın
hiçbir canlı yapmaz bileceksin
insanın insana yaptığını

 

 

SEVDAMA KARABULUT DÜŞER
“Sinop'a nükleer santral yapılacak”

ey benim yosun kokulu kentim
sevdalı düşlerinden uyan da bir bak
asfaltı kemiren yeşil otlarına
güzkuşağı gürgen dallarına
ve
bıldırcın düşüren gecelere
son bir kez
belki bir daha görmeyeceksin
kuytularında elikleri

dost eli değil bu yalazgan
yarının yitik kitaplarda yazılmasın diyedir feryadımız
görünmez infazlara mahkum olmayasın
diyedir
dudaklarından zehir akmasın sevdalınıza
sakat çocuklara gebe kalmayasın
diyedir
bu deniz, bu orman, bu çağlayan su
bu Sinop bizim
diyedir

seni sevdiğimdendir karabasanım
senin yüzünden bu kavga
inceburun inceburun olalı
olduğuna pişman olmadı
olmasın
ölüm bulutları soluyup
kor ateşler bağlamasın sineni
ey benim kotra inceliği taşıyan kentim
kaldır başını
güç olsun, geç olmasın
anılarıma
ahmakıslatan bir karayel yağsın da
ölüm bulutları yağmasın

 

 

GÜNCE

Bahçemdeki kayısı ağacım
Meyveye durdu ilk kez
Saydım/ kırk yedi çağla dalında

Kayısım çiçeklendiğinden bu yana
Zenginliğinde boğuldu bir ülke
Tutsaktı/ kırıldı dalları
Vurgun yedi çağlaları

Kayısım çiçeklendiğinden bu yana
Sallandı/ köklendiği Seferihisar toprağı
Kahrolmadı, kahrolasıcalar
Kahroldu, Çeltiksuyu anaları

Kayısım çiçeklendiğinden bu yana
Daha bir ay olmadı.

 

 

EYLÜL AKŞAMLARI

Eylül akşamları düşer anılarımdan,
Eylül akşamları dolu hüznüme.
O bıçak sırtı eylül akşamlarıdır,
İçimde donmuş bir bulut oluşturan

Sevdamdır, eylül akşamlarında
Umuduma harman edip sardığım.

Yılkı tayı prangası Eylül akşamları,
Kızıllıkları komaz ufuk ötelerine.
Şimdi eylül akşamlarında yüreğim
Yangına direnen kitap;
Kızıl alev içre bir kızıl düş;
Karadeniz yağmurunda,
Avgarda bıldırcındır.

Sorma eylül akşamlarında neden üşür,
Zulamda sakladığım sevda.

 

 

KIZILIRMAK OVASI

Bu ovalarda çeltik ekilir dostum,
Kadınların çatlak ellerinde çimlenir tohumlar.
Köprülerinden gelinler geçmeyeli yıllar oldu.
Yayın balıkları özlemez, akşam ufkuna asılmış güneşi.
Topal Karakaçanları bekleme boşuna,
Üç tekerlekli motosikletlerle gittiler.
Kaş delen yılanları da aldılar yanlarına.
Artık kayıkçı olmasa da çeltik tohumları,
Tarla farelerini çoğalttılar. / hibrit başaklarda
Kırık pirinç taneleri çoğalmakta.
Patozların gürültüleri dövmekte harmanları.
Kaş edip, göz süzmeğe zaman yok.
Mandaların sürdüğü dövenlerde kaldı aşıklar.
Testilerde soğutulmuyor sular, testiler kırık.
-Yüreklerde sevda yok ki kırılsın-
Yarıcı ağalardan beter, pirinç borsası,
Alın teri, paça çamuru karşılığı; yok pahası.
Leylekler bile gelmez oldu çeltik göllerine,
Şimdi kim getirir çocukları gurbet ellerden?

Telgrafın telleri yok, kuşlar konmuyor,
Hani hasret türküleri….

 

 

KIZILIRMAK

çamurlu ırmaklar saldırdı umutlarımıza
taş köprülerin ayaklarına çarpıldık
köpük köpük flamalar taşıdık sevdalara
yayın balıkları kaşımadı yaralarımızı
kurbağa gözlü yaratıklardı, asalak
söğüt kalemlerden kayan ellerimizle
çakıl taşlarına tutunamadık

oysa bizdik deli ırmak
ovalardan genç vadilerden
köylerden kentlere
kentlerden köylere akardık da
dinamo şartellerinde soluklanıp
baraj duvarlarına saldırırdık

yakılsa da ağıtlarımız bugün
yine söylenir türkülerimiz

 

MAYIS GÜNEŞİ SEVDASI

istiridye kabuğundan dinledik şiirleri
iyot taşıyan dalgalardık ilk yaza
adımız umut

dallarda kalmış baharlarda
yaşlanmadı sevdalarımız
güzdönümü akşamlarında vurulduk
yine de kardelen sürdük namluya
yağlı kurşuna inat

kara kargaların değil
leş kargalarınındı karanlıklar
Nesimi'ydik sitemsiz

mayıs güneşinedir
kavak yellerinden beri
tutsaklığımız

 

 

BİR DÜŞ
bir düş gemisi
dün gece
bir düş ülkesine taşıdı beni

dalgaların tınısında şiir
şiirin yüreğinde sevda
sevdasında
kavgası vardı özgürlüğün

bir düş gemisi
bir düş

 

 

 

 

alan